Stajyersin sen. Sus! Sesini çıkarma. Ne iş verilirse yapacaksın. Hem bak sana vaat edilen topraklar var.
Selam!
Başımda korkunç bir ağrı var, kendimle dertleşmek istedim.
Size de oluyor mu hiç, keşke şöyle karşılık verseydim o lafın üstüne, ahh eşek kafam o an düşünemedim işte dediğiniz? Veya pişmanlıklarınız... Keşke şöyle yapmasaydım dedikleriniz. Ahh bi de sizin kontrolünüz dışında gelişen ama müdahale edemediğiniz iç gıcıklayıcı saçmalıklar...
Dişlerimi birbirine sürterek en sinir bozucu seslerden birini çıkartmak isteyecek; ellerimi yumruk yapıp tırnaklarımı etime hafif mor izler yapıncaya dek geçirecek kadar gıcık olduğum şeyler oluyor bazen. Bugün de onlardan biri oldu işte. Dişlerim ağrıyor fakat neyse ki avuçlarımdaki izler geçti.
Kapitalist sistemin en birinci kölesi stajyer emekçi maceralarımın en şiddetlisinden nükseden bir olay sonucu başıma ağrılar girdi. Mahvettiniz güzelim pazartesimi be! Karman çorman anlatacağım yine.
Kısaca staj yaptığım şirketlerin (ilk etapta Google'da çalışıyormuşum gibi hissettirmişti doğruya doğru) biri tarafından, her yaptığım işte olduğu gibi bu işte de kendimi, ruhumu, zamanımı ve emeğimi tam da atmaya kıyamadığımız o ağza veya çöpe atılan küçük parça kalıncaya kadar rendelediğimiz meyve sebzeler gibi rendeledim. Ha az çalışsaydım uykumdan, derslerimden, geleceğimi etkileyecek önemli sınavlardan veya en önemlisi hayatımdan daha az verseydim ne olurdu sanki? Şirket mi batardı amannn... Stajımı iptal edip bana yol verirlerdi herhalde daha önce yan masamda çalışan bir kıza yaptıkları gibi mesela.
Tam tipik klişe bir Başak burcuyum. Bir de üstüne tam bu eğilimde yetiştirmiş annem beni sağ olsun. Ezberleyerek ders çalışan o irite edici Tıp kafasında değilim. Anlayarak öğrenirim. Biraz yavaş öğrenirim ama anlayarak öğrenirim son nefesime kadar çalışırım. Toprağımda hırs, çalışkanlık, aşırı kaygı, takıntı, temizlik, düzen, plan, program, mükemmelliyetçilik, kusursuzluk... Bir Başak'ta ne arasanız var işte.
Hal böyle olunca ölürüm de bana verilen işi elimden gelenin en iyisini yapmadan vermem, veremem, bitirmem, bitiremem yani. İlla mükemmel, illa kusursuz olacak. Yoksa uyuyamam. Kafalar böyle olunca benim beyin Salı Pazarı'na döndü tabi. Benim bile üstümden atmak istediğim bu özelliklerimi süistimal eden Pazar satıcılarıyla doldu taştı. Bedavaya veya hak ettiklerinden çok daha düşük ücretlere aldıkları emeklerimi şirket müşterileri için tonla paralara sattılar. Öyle böyle değil.
Ben verdim, onlar sattılar. Ben verdim, onlar sattılar. Çok paralara çoook!
24 saatimi, kariyerimin yönünü değiştiren çok büyük fırsatları ve altı aylık sosyal hayatımı verdim. Kaybettiklerimi verdim, bi güzel sattılar.
Değer mi?
Değer?
Değer nerede?
Bence "değer"in ne demek olduğunu tam olarak bilmiyorlar. Benim karınca bünyem altı ay sonra uykumda bile çalışıyor hale gelince çöktü tabi. Banyoda mı bayılmalar odada mı ayılmalar? Yüzüm Casper, hep giymeyi hayal ettiğim kotlarıma hiç uğraşmadan kötü halden girivermeler falan. Sıfır yaşama isteği.
İş ev.
İş iş.
İş.
Ben psikolojik buhranlar, fiziksel kontrol edilemezlikler geçirirken tatil yapan, ayaklarını bi güzel uzatıp ofiste kitaplarını okuyan şirketin asıl çalışanlarının işini yaptım durdum. Kendi işim yetmezmiş gibi. Yaptım durdum.
Stajyersin sen. Sus! Sesini çıkarma. Ne iş verilirse yapacaksın. Hem bak sana vaat edilen topraklar var. Piyasadaki en düşük maaş teklifi ve 24 saat çalışma fırsatın olacak. Kızım ekmek veren el ısırılır mı? Şu fırsata bak sen ya, kendine ayıracağın 5 dakikan bile olmayacak, mutsuzluktan aşırı doz alıp zehirleneceksin hem de dalga geçer gibi teklif ettikleri maaş için. Daha da kötüsü sana verilen insani bir değeri bile göremeyeceksin. Yapmacık senin için endişeleniyoruzlar, yapmacık biz aileyizler ile gözün boyanmaya çalışılacak. Fakat içi çürümüş, kalpsiz insanlar olduklarını kabul etmek istemeyeceksin.
Nasıl olur yahu? Yüzüne gülüp de arkandan patronu kendine sevgili yapıp tüm şirketi ele geçirip işlerini başkalarına yaptırırken ayaklarını uzatıp şekersiz bir Türk kahvesini huzur içinde yudumlayabilir bir insan! Modern köleliğin doğduğu şirketlerin, modern kral ve kraliçeleri! Vicdanınızı hangi kahve yudumunda kaybettiniz?
İnsan yerine koymasınlar, tabi ki ayaklarını uzatıp dinlensinler. Dinlensinler ki ertesi gün daha iyi dinlenebilme fırsatı bulsunlar.
Nasıl olsa karınca gibi karın tokluğuna çalışan köleleri var. Versinler kendi işlerini de onlara. Dönüp de bir halin ne senin demesinler? Dinlenceleri bozulabilir çünkü. Hafta sonları pikniklerden pikniklere. Gezmelerden gezmelere. İş saatlerinde sporlardan müzik dinlemecelere...
Ne güzel hayat be!
Sağlık durumum dolayısıyla ayrılmış olsam da desteğimi uzun süre üzerlerinden çekmedim. Niye? Çünkü salağım. Tüm mobbinge, haksızlıklara, köleliğe, iş etiğinin varlıksızlığına ve kullanılmaya karşı görev duygum baskın geldi. En azından orada çalışan kıyamadığım arkadaşlarım için diye ikna ettim kendimi. Kafamı ve vücudumu toparlamaya çalışırken, uyuyamadığım uykular arasında dolaşırken evden neredeyse aynı mesaiyi yaptım iki üç hafta boyunca. Siz kölelikten öyle hemen azad edileceğinizi falan mı sandınız yoksa? Ah kuzum!
O halimde, iş yerinden ayrılmış olmama rağmen ve iki üç hafta yine iyi niyetimin son damlasına kadar çalışmama rağmen modern kral ve kraliçeden ağır ağır azarlar işittim. İş dünyasının en profesyonel patron kralı nasıl oldun karıncam sen diye sormayı bırakın beni, tüm sosyal medya hesaplarımdan takipten çıkmakla meşgul idi. Sizden büyük ve şirketin başına patron diye koydukları kişinin sizden daha küçük biri gibi hareket etmesi komik geliyor.
Sonunda sancılı bağlarımı kopardım ve yaralı zihnimi, psikolojimi yavaş yavaş sardım. Ara sıra denk geldim küçük şirketteki en çalışkan ve yaratıcı köleler yavaş yavaş ayrılmış. Onların adına çok sevindim. Çünkü ne hissetiklerini biliyordum. Onlar çok daha iyi yerlerde çalışmaya layıktı. Emek emici muhteşem çift modern kral ve kraliçe de mucuk mucuk fotoğraflarının esrarlı bir şekilde ortadan kaldırılmasından anlaşılacağı üzere ayrılmış. Modern kral patron fark etmiş olsa gerek modern kraliçenin köleleri kandırırken aslında kendisinin de onun için bir köle olduğunu.
Geçen hafta terkedilen patron kral başladı beni stalklarken kıpırdanmaya. Tekrardan takipler, gönderileri her yerlerden beğenmeler falan. Aylardır neredeydi acaba? Köle statüsündeki bir kaç eski iş arkadaşım dışında soylular tarafından ne arandım, ne soruldum? Sonra modern kraldan mesajlar oralardan buralardan. Patron kral bana çok kızgın ve kırgınmış. Kölelerini kaybettiği ve modern kraliçe ile ittifakını bozduğundan olsa gerek tekrardan emeğimi sömürmesi gerekiyormuş. Yapmacık aileye tekrardan teşrif etmem ve bana biçilen yerde karınca gibi çalışmam bekleniyormuş. Gökyüzüne baksın belki ofise uğrarım falan.
OH İÇİMİN YAĞLARI ERİDİ GÖRSELİ
Cevap bile yazmaya değer görmüyorum, karşıdan hiçbir zaman bu değeri göremedim çünkü.
Sözün özü tek basamaklı stajyerlik tecrübelerimden en çok bu vakada bir şeyler öğrendim. Dünya sizi, emeğinizi, çalışma aşkınızı kullanmaya hevesli kalpsiz emek emicilere de yuvalık yapıyormuş. Böyle insancıklar varmış. Dışarıdan çok sıcak, samimi, aile ferdi gözüken fakat size değer vermeyen, sizden bir makineymişsiniz gibi yararlanmaya çalışan insancıklar. Emek emici insanları tespit etmek oldukça zor çünkü maskeleriyle size Friends'ten fırlamış sıcacık bir dost gibi yaklaşıyorlar. Kendinizi, emeğinizi kullandırmayın. Kendinizden, emeğinizden vermeyin. Yeterli olanı kafidir. Fazlası şirkete yarar, size zarar.
Emek emiciler her yerde, dikkatli çalışın!
Başımda korkunç bir ağrı var, kendimle dertleşmek istedim.
Size de oluyor mu hiç, keşke şöyle karşılık verseydim o lafın üstüne, ahh eşek kafam o an düşünemedim işte dediğiniz? Veya pişmanlıklarınız... Keşke şöyle yapmasaydım dedikleriniz. Ahh bi de sizin kontrolünüz dışında gelişen ama müdahale edemediğiniz iç gıcıklayıcı saçmalıklar...
Dişlerimi birbirine sürterek en sinir bozucu seslerden birini çıkartmak isteyecek; ellerimi yumruk yapıp tırnaklarımı etime hafif mor izler yapıncaya dek geçirecek kadar gıcık olduğum şeyler oluyor bazen. Bugün de onlardan biri oldu işte. Dişlerim ağrıyor fakat neyse ki avuçlarımdaki izler geçti.
Kapitalist sistemin en birinci kölesi stajyer emekçi maceralarımın en şiddetlisinden nükseden bir olay sonucu başıma ağrılar girdi. Mahvettiniz güzelim pazartesimi be! Karman çorman anlatacağım yine.
Kısaca staj yaptığım şirketlerin (ilk etapta Google'da çalışıyormuşum gibi hissettirmişti doğruya doğru) biri tarafından, her yaptığım işte olduğu gibi bu işte de kendimi, ruhumu, zamanımı ve emeğimi tam da atmaya kıyamadığımız o ağza veya çöpe atılan küçük parça kalıncaya kadar rendelediğimiz meyve sebzeler gibi rendeledim. Ha az çalışsaydım uykumdan, derslerimden, geleceğimi etkileyecek önemli sınavlardan veya en önemlisi hayatımdan daha az verseydim ne olurdu sanki? Şirket mi batardı amannn... Stajımı iptal edip bana yol verirlerdi herhalde daha önce yan masamda çalışan bir kıza yaptıkları gibi mesela.
Tam tipik klişe bir Başak burcuyum. Bir de üstüne tam bu eğilimde yetiştirmiş annem beni sağ olsun. Ezberleyerek ders çalışan o irite edici Tıp kafasında değilim. Anlayarak öğrenirim. Biraz yavaş öğrenirim ama anlayarak öğrenirim son nefesime kadar çalışırım. Toprağımda hırs, çalışkanlık, aşırı kaygı, takıntı, temizlik, düzen, plan, program, mükemmelliyetçilik, kusursuzluk... Bir Başak'ta ne arasanız var işte.
Hal böyle olunca ölürüm de bana verilen işi elimden gelenin en iyisini yapmadan vermem, veremem, bitirmem, bitiremem yani. İlla mükemmel, illa kusursuz olacak. Yoksa uyuyamam. Kafalar böyle olunca benim beyin Salı Pazarı'na döndü tabi. Benim bile üstümden atmak istediğim bu özelliklerimi süistimal eden Pazar satıcılarıyla doldu taştı. Bedavaya veya hak ettiklerinden çok daha düşük ücretlere aldıkları emeklerimi şirket müşterileri için tonla paralara sattılar. Öyle böyle değil.
Ben verdim, onlar sattılar. Ben verdim, onlar sattılar. Çok paralara çoook!
24 saatimi, kariyerimin yönünü değiştiren çok büyük fırsatları ve altı aylık sosyal hayatımı verdim. Kaybettiklerimi verdim, bi güzel sattılar.
Değer mi?
Değer?
Değer nerede?
Bence "değer"in ne demek olduğunu tam olarak bilmiyorlar. Benim karınca bünyem altı ay sonra uykumda bile çalışıyor hale gelince çöktü tabi. Banyoda mı bayılmalar odada mı ayılmalar? Yüzüm Casper, hep giymeyi hayal ettiğim kotlarıma hiç uğraşmadan kötü halden girivermeler falan. Sıfır yaşama isteği.
İş ev.
İş iş.
İş.
Ben psikolojik buhranlar, fiziksel kontrol edilemezlikler geçirirken tatil yapan, ayaklarını bi güzel uzatıp ofiste kitaplarını okuyan şirketin asıl çalışanlarının işini yaptım durdum. Kendi işim yetmezmiş gibi. Yaptım durdum.
Stajyersin sen. Sus! Sesini çıkarma. Ne iş verilirse yapacaksın. Hem bak sana vaat edilen topraklar var. Piyasadaki en düşük maaş teklifi ve 24 saat çalışma fırsatın olacak. Kızım ekmek veren el ısırılır mı? Şu fırsata bak sen ya, kendine ayıracağın 5 dakikan bile olmayacak, mutsuzluktan aşırı doz alıp zehirleneceksin hem de dalga geçer gibi teklif ettikleri maaş için. Daha da kötüsü sana verilen insani bir değeri bile göremeyeceksin. Yapmacık senin için endişeleniyoruzlar, yapmacık biz aileyizler ile gözün boyanmaya çalışılacak. Fakat içi çürümüş, kalpsiz insanlar olduklarını kabul etmek istemeyeceksin.
Nasıl olur yahu? Yüzüne gülüp de arkandan patronu kendine sevgili yapıp tüm şirketi ele geçirip işlerini başkalarına yaptırırken ayaklarını uzatıp şekersiz bir Türk kahvesini huzur içinde yudumlayabilir bir insan! Modern köleliğin doğduğu şirketlerin, modern kral ve kraliçeleri! Vicdanınızı hangi kahve yudumunda kaybettiniz?
İnsan yerine koymasınlar, tabi ki ayaklarını uzatıp dinlensinler. Dinlensinler ki ertesi gün daha iyi dinlenebilme fırsatı bulsunlar.
Nasıl olsa karınca gibi karın tokluğuna çalışan köleleri var. Versinler kendi işlerini de onlara. Dönüp de bir halin ne senin demesinler? Dinlenceleri bozulabilir çünkü. Hafta sonları pikniklerden pikniklere. Gezmelerden gezmelere. İş saatlerinde sporlardan müzik dinlemecelere...
Ne güzel hayat be!
Sağlık durumum dolayısıyla ayrılmış olsam da desteğimi uzun süre üzerlerinden çekmedim. Niye? Çünkü salağım. Tüm mobbinge, haksızlıklara, köleliğe, iş etiğinin varlıksızlığına ve kullanılmaya karşı görev duygum baskın geldi. En azından orada çalışan kıyamadığım arkadaşlarım için diye ikna ettim kendimi. Kafamı ve vücudumu toparlamaya çalışırken, uyuyamadığım uykular arasında dolaşırken evden neredeyse aynı mesaiyi yaptım iki üç hafta boyunca. Siz kölelikten öyle hemen azad edileceğinizi falan mı sandınız yoksa? Ah kuzum!
O halimde, iş yerinden ayrılmış olmama rağmen ve iki üç hafta yine iyi niyetimin son damlasına kadar çalışmama rağmen modern kral ve kraliçeden ağır ağır azarlar işittim. İş dünyasının en profesyonel patron kralı nasıl oldun karıncam sen diye sormayı bırakın beni, tüm sosyal medya hesaplarımdan takipten çıkmakla meşgul idi. Sizden büyük ve şirketin başına patron diye koydukları kişinin sizden daha küçük biri gibi hareket etmesi komik geliyor.
Sonunda sancılı bağlarımı kopardım ve yaralı zihnimi, psikolojimi yavaş yavaş sardım. Ara sıra denk geldim küçük şirketteki en çalışkan ve yaratıcı köleler yavaş yavaş ayrılmış. Onların adına çok sevindim. Çünkü ne hissetiklerini biliyordum. Onlar çok daha iyi yerlerde çalışmaya layıktı. Emek emici muhteşem çift modern kral ve kraliçe de mucuk mucuk fotoğraflarının esrarlı bir şekilde ortadan kaldırılmasından anlaşılacağı üzere ayrılmış. Modern kral patron fark etmiş olsa gerek modern kraliçenin köleleri kandırırken aslında kendisinin de onun için bir köle olduğunu.
Geçen hafta terkedilen patron kral başladı beni stalklarken kıpırdanmaya. Tekrardan takipler, gönderileri her yerlerden beğenmeler falan. Aylardır neredeydi acaba? Köle statüsündeki bir kaç eski iş arkadaşım dışında soylular tarafından ne arandım, ne soruldum? Sonra modern kraldan mesajlar oralardan buralardan. Patron kral bana çok kızgın ve kırgınmış. Kölelerini kaybettiği ve modern kraliçe ile ittifakını bozduğundan olsa gerek tekrardan emeğimi sömürmesi gerekiyormuş. Yapmacık aileye tekrardan teşrif etmem ve bana biçilen yerde karınca gibi çalışmam bekleniyormuş. Gökyüzüne baksın belki ofise uğrarım falan.
OH İÇİMİN YAĞLARI ERİDİ GÖRSELİ
Cevap bile yazmaya değer görmüyorum, karşıdan hiçbir zaman bu değeri göremedim çünkü.
Sözün özü tek basamaklı stajyerlik tecrübelerimden en çok bu vakada bir şeyler öğrendim. Dünya sizi, emeğinizi, çalışma aşkınızı kullanmaya hevesli kalpsiz emek emicilere de yuvalık yapıyormuş. Böyle insancıklar varmış. Dışarıdan çok sıcak, samimi, aile ferdi gözüken fakat size değer vermeyen, sizden bir makineymişsiniz gibi yararlanmaya çalışan insancıklar. Emek emici insanları tespit etmek oldukça zor çünkü maskeleriyle size Friends'ten fırlamış sıcacık bir dost gibi yaklaşıyorlar. Kendinizi, emeğinizi kullandırmayın. Kendinizden, emeğinizden vermeyin. Yeterli olanı kafidir. Fazlası şirkete yarar, size zarar.
Emek emiciler her yerde, dikkatli çalışın!







Yorumlar
Yorum Gönder