Aşkın dengesi: Olmayan bir denge hakkında nasıl konuşabilirim ki!

Selam!

Özlendiniz.

Çok ciddiyim, çok özlendiniz ya.

Bugün mühim bir şey konuşacağız. Başlıktan da anlaşıldığı üzere bugün hayatlarımızın çok büyük bir parçasını oluşturan veya oluşturmayan bir konuya değineceğiz: aşk.


















Aşk öyle bir şey ki böyle para, sağlık, huzur, mutluluk gibi kavramların yanında "others" diye bir klasör açıp insanın içine koyası geliyor bu aşkı. Aşk konu başlığı altında, yetmezmiş gibi aşkın hiçbir zaman sahip olamadığı dengesi üzerine içimi dökeceğim sizlere.

Olmayan bir denge hakkında nasıl konuşabilirim ki!

Kaçan kovalanır.

Özür dileyen taraf her zaman daha fazla seven taraftır.

Kız evi naz evi.

Tüm bu sözleri alıp söyleyenlerin ağzına bi güzel tıkmak istiyorum. Yeter yahu yeter! Aslında tüm bu akıl vermeler yüzünden bu halde değil miyiz? Bizleri kendi hallerimize bıraksalar belki de sorunsuz, oyunsuz, stratejisiz ve organik ilişkiler yaşayacağız da rahat bırakmıyorlar ki! Tüm bu öğretilmiş ve kalıplaşmış tabular yüzünden beynimizi dışarıda bırakıp aşka giriş yapıyoruz. İşte hatayı da orada yapıyoruz aslında. Ama işin garibi başka türlüsünün de mümkün olmaması. Aşk söz konusu olduğunda beyin ne zaman birinci planda oldu ki?

Beyni bıraktığımız an zaten dengeyi de kaybetmiş oluyoruz. Kalp atışlarımızdan sakarlık ve dalgınlık oranlarımıza; işleri yapış şeklimizden yeme alışkanlıklarımıza; uyku düzenimizden sırıtma seviyemize kadar hayatımızdaki herşeyin dengesini bozması mümkün bu aşkın. Standart insan tiplemesi genellikle kaosu sevmez ve düzenden hoşlanır. Herşey belli bir düzene göre ilerlesin aman ağzımızın tadı kaçmasın Ali Rıza Bey modundadır. İşin içine aşk girdiğinde hem fiziksel hem de psikolojik olarak dengemiz bozulduğundan düzensizlik başlar ve bu da işleri kontrol altına almaya çalışma güdümüzü tetikler.


















Aşk sarhoşluğu geçtikten (kişiden kişiye göre değişen bir süreç ama bunu midenize kelebeklerin uğradığı ilk andan itibaren onlar tası tarağı toplayıp gidene ve iştahınız, uykunuz geri gelene kadarki süreç olarak tanımlıyorum ben) sonra bozulan dengenizi ciddi anlamda fark etmeye başlıyorsunuz. Ve asıl sorun burada patlak veriyor. Tek bir amacınız var: dengeyi yeniden bulmak. Eski düzene dönmek ve herşeyi kontrol altına almak.

Kontrol!

Ne kadar güçlü bir kelime, bazılarımız kendisi dışında gelişen olayları bile kontrol etmek ister çünkü! Sanki mümkünmüş gibi. Hayat yazılmış olasılıklar dizisi üzerinden ilerliyor ve hangi seçimleri yaparsak yapalım zaten o senaryo çoktan yazılmış oluyor. Kadere ve kaçınılmaz bir şekilde bozulan dengemize rağmen olayları kontrol etmek için çırpınışlarımız alkışa değer nitelikte.

Peki aşk ne ara bu kadar karmaşık, bir sürü detayı olan ve tabi ki de "acı" veren bir ruha büründü? Ne ara yani? Kelebeklerden hemen sonra mı? Bu kadar çabuk mu? Bu işte bir terslik var!



















Kanımca herşey aşk sarhoşluğu yüzünden oluyor. O süreçte sarhoş olduğunuz için hiçbir şey hatırlamıyorsunuz, kafanız acayip güzel oluyor, rahatlıyor bi anlamda uçuyorsunuz. Fakat ayıldığınızda dengeyi yeniden bulabilmek için akşamdan kalma korkunç bir ruh haliyle çabalamak zorunda kalıyorsunuz. İşte bu süreçte kalbiniz acı çekiyor zaten. Aşkın kaçınılmaz döngüsünde "acı" da yaşanması gereken duygulardan biri olduğu için böbürlene böbürlene denge bozukluğunuza katkı sağlıyor. O kelebekleri kim kaçırdı sanıyorsunuz?

Kelebekler, biraz daha kalabilme imkanınız var mı? Lütfen midem çok misafirperverdir. Bir gün daha ha? Ne dersiniz?

Aşkın dengesi, sen ne garipsin!
Aynı anda içimi hem yakıp hem de dondurabilirsin.

Yorumlar

En Sevilen Karalamalar