Dünyanın çivisi, sosyal medyanın suyu, yaratıcılığın b*ku çıktı!
Selam, naber?
Yıllarca orada burada format format içerik ürete ürete bir hal olduk gitti.
"Merhaba bu benim ilk yazım. Sizlere bu blogda şunları şunları anlatacağım. Şöyle faydalı olacağım, böyle hayatınızı kurtaracağım..." demeyeceğim.
Adı üstünde "organik karalamalar"! Burası organik bir blog.
Neyse o yani. Tarlada Anadolulu teyzemin yetiştirdiği organik domates gibi yetişen dalından taptaze koparılmış yazılar...
Yukarıdaki cümle bile pazarlama kokarken reklam, sponsor, pof poflama kusan içeriklerden gına geldi. Mış gibi yapan, fabrika çıkışlı kusursuz sanal influencer'lardan da gına geldi. Sosyal medya ve internet o kadar çok kirlendi ki artık baktıkça sizin de mideniz bulanmıyor mu? İlk etapta güzel fakat bitsin diye uğraşırken sonlarına doğru karın ağrıtan cips paketi gibi. Paketlenmiş, lezzetli gibi gözüken ama içi sağlığa zararlı maddelerle dolu marketten aldığınız "zararlı ama tadı güzel napiiim" temalı içerikler dört bir yanımızı sardı.
Sahte mutluluklar ve sanal hayatçıklar görmekten o kadar çok tiksindim ki, Instagram fotoğrafı çekerken o 1200x1200'lük kareyi değil; o karenin dışındakileri görmek istiyorum ben. Tüm karmaşıklığı, pislikliği, ıyy iğrençliği ile görmek istiyorum. Üzerinde uğraşılmış ve sosyal medyada statü kazanmak için çektiğiniz kareleriniz sizin olsun! Doğal olanı, dışını yakalamak artık daha kıymetli. Bize organiğini verin! Mutluluk Fabrikası'ndan çıkanı değil.
Herkes gibi olmaya çalışmak aslında en yorucu olan. Hele bi de 8-5 memur kafasında biri değilseniz vay halinize. Farklısınız siz. Seçilmiş kişi farklılığı hem de. Yapmacık olmak ölesiye çaba sarf etmeyi ve üzerinde uğraşmayı gerektirirken ve doğal olmak şaka gibi çok kolayken bu eziyet niyedir bilinmez.
Dünyanın çivisi, sosyal medyanın suyu, yaratıcılığın b*ku çıktı!
İşin aslı "Hello World!" demeden kendime paralel bir evren yaratmak istedim. Hani küçükken kendimizi kötü hissettiğimizde, çocuk aklı bir şeylerden korktuğumuzda saklandığımız sadece bize özel olan gizli yerlerimiz var ya! Hah işte 24 yaşında tekrardan internette kendime böyle bir alan yaratmak istedim. Gizli kalır kalmaz o ayrı. Günlüğümüzü annemizin okuduğu ama üstü kapalı sorularla çaktırmamaya çalıştığı günlerdeki gibi blog aleminin temiz olduğu zamanları özlediğimden belki de.
Neydi blog, neydi? TDK veya Wiki'den atıf yapmakla uğraşamayacağım. Hayatımızdan, kendimizden parçalar yazdığımız sıcacık yerlerdi. Gerçekten kullanım ve kurulum amacıyla uyuşmaktaydı bir zamanlar. Günlüktü yahu. Sevgili günlük bugün şu saçmalıklar oldu, of işte böyle, hadi iyi geceler yedi cücelerdi. Sonra dijital pazarlama ve sosyal medya geldi su bulandı gitti.
Daha çok geleceğiz oralara da... Bi durun. Gerçekten neysem o olabildiğim, tüm kusurlarımla içimden gelenleri bağırmak istiyorum bu blogtaki yazılarla. Kişiliğimi parçalayıp, uzun süredir arkalara itile itile silikleşen gerçek "ben"i yazmak istiyorum. Onun fikirlerini, gerçekten neler hissettiğini... Hiçbir maske takmadan. Olduğum gibi olmak istiyorum. Yaşadığım bir şey karşısında gerçekte ne hissettiğimi, fikirlerimi, saçmalıklarımı yazmak istiyorum. Kendimce hayatın anlamını aradığım yazılar... Kendimce işte. Organik karalamak istiyorum.
Sıkıldım, kendimi itmekten ve özgür olabildiğim bir alanı özlemekten. Oh be! Kendi silahıyla vurmak bu olsa gerek dijital dünyayı. Bir meydan okuma! Ufacık bir şey büyütmenin luzümu yok elbet. Lakin kendim için büyük bir şey ve yeniden nefes alış bu meydan okuma. Kendime saygı duruşum bir nevi. Benim de yolum, yöntemim böyle.
Bunu kendim için yapmalıyım. Gerçek "ben" için. Dolup taşan bir haykırış ve tüm birikmişliklerin beklenildiği gibi korkunç patlamasından doğan bu blogu bencilce ama dürüstçe kendim için yazıyorum.
Hepsi bu.
Yıllarca orada burada format format içerik ürete ürete bir hal olduk gitti.
"Merhaba bu benim ilk yazım. Sizlere bu blogda şunları şunları anlatacağım. Şöyle faydalı olacağım, böyle hayatınızı kurtaracağım..." demeyeceğim.
Adı üstünde "organik karalamalar"! Burası organik bir blog.
Neyse o yani. Tarlada Anadolulu teyzemin yetiştirdiği organik domates gibi yetişen dalından taptaze koparılmış yazılar...
Yukarıdaki cümle bile pazarlama kokarken reklam, sponsor, pof poflama kusan içeriklerden gına geldi. Mış gibi yapan, fabrika çıkışlı kusursuz sanal influencer'lardan da gına geldi. Sosyal medya ve internet o kadar çok kirlendi ki artık baktıkça sizin de mideniz bulanmıyor mu? İlk etapta güzel fakat bitsin diye uğraşırken sonlarına doğru karın ağrıtan cips paketi gibi. Paketlenmiş, lezzetli gibi gözüken ama içi sağlığa zararlı maddelerle dolu marketten aldığınız "zararlı ama tadı güzel napiiim" temalı içerikler dört bir yanımızı sardı.
Sahte mutluluklar ve sanal hayatçıklar görmekten o kadar çok tiksindim ki, Instagram fotoğrafı çekerken o 1200x1200'lük kareyi değil; o karenin dışındakileri görmek istiyorum ben. Tüm karmaşıklığı, pislikliği, ıyy iğrençliği ile görmek istiyorum. Üzerinde uğraşılmış ve sosyal medyada statü kazanmak için çektiğiniz kareleriniz sizin olsun! Doğal olanı, dışını yakalamak artık daha kıymetli. Bize organiğini verin! Mutluluk Fabrikası'ndan çıkanı değil.
Herkes gibi olmaya çalışmak aslında en yorucu olan. Hele bi de 8-5 memur kafasında biri değilseniz vay halinize. Farklısınız siz. Seçilmiş kişi farklılığı hem de. Yapmacık olmak ölesiye çaba sarf etmeyi ve üzerinde uğraşmayı gerektirirken ve doğal olmak şaka gibi çok kolayken bu eziyet niyedir bilinmez.
Dünyanın çivisi, sosyal medyanın suyu, yaratıcılığın b*ku çıktı!
İşin aslı "Hello World!" demeden kendime paralel bir evren yaratmak istedim. Hani küçükken kendimizi kötü hissettiğimizde, çocuk aklı bir şeylerden korktuğumuzda saklandığımız sadece bize özel olan gizli yerlerimiz var ya! Hah işte 24 yaşında tekrardan internette kendime böyle bir alan yaratmak istedim. Gizli kalır kalmaz o ayrı. Günlüğümüzü annemizin okuduğu ama üstü kapalı sorularla çaktırmamaya çalıştığı günlerdeki gibi blog aleminin temiz olduğu zamanları özlediğimden belki de.
Neydi blog, neydi? TDK veya Wiki'den atıf yapmakla uğraşamayacağım. Hayatımızdan, kendimizden parçalar yazdığımız sıcacık yerlerdi. Gerçekten kullanım ve kurulum amacıyla uyuşmaktaydı bir zamanlar. Günlüktü yahu. Sevgili günlük bugün şu saçmalıklar oldu, of işte böyle, hadi iyi geceler yedi cücelerdi. Sonra dijital pazarlama ve sosyal medya geldi su bulandı gitti.
Daha çok geleceğiz oralara da... Bi durun. Gerçekten neysem o olabildiğim, tüm kusurlarımla içimden gelenleri bağırmak istiyorum bu blogtaki yazılarla. Kişiliğimi parçalayıp, uzun süredir arkalara itile itile silikleşen gerçek "ben"i yazmak istiyorum. Onun fikirlerini, gerçekten neler hissettiğini... Hiçbir maske takmadan. Olduğum gibi olmak istiyorum. Yaşadığım bir şey karşısında gerçekte ne hissettiğimi, fikirlerimi, saçmalıklarımı yazmak istiyorum. Kendimce hayatın anlamını aradığım yazılar... Kendimce işte. Organik karalamak istiyorum.
Sıkıldım, kendimi itmekten ve özgür olabildiğim bir alanı özlemekten. Oh be! Kendi silahıyla vurmak bu olsa gerek dijital dünyayı. Bir meydan okuma! Ufacık bir şey büyütmenin luzümu yok elbet. Lakin kendim için büyük bir şey ve yeniden nefes alış bu meydan okuma. Kendime saygı duruşum bir nevi. Benim de yolum, yöntemim böyle.
Bunu kendim için yapmalıyım. Gerçek "ben" için. Dolup taşan bir haykırış ve tüm birikmişliklerin beklenildiği gibi korkunç patlamasından doğan bu blogu bencilce ama dürüstçe kendim için yazıyorum.
Hepsi bu.







Yorumlar
Yorum Gönder